1 Aralık 2013 Pazar

Yüzler - Emrah Polat


Ankara'da yaşama deneyimimin ikinci raundunda bu kez yalnız olmam sebebiyle kendim için bir şey yapmak istediğim dönemde, 'Emrah Polat'la Roman Atölyesi başlıyor' ilanını gördüm. Nasıl bir şeydir bu diye düşünürken, "Başlayayım bakalım dedim" ve hayatımda ilk kez bir atölye çalışmasına katıldım. Hem de hayatta belki en çok sevdiğim şeylerden birine ilişkin bir atölyeydi bu, romana dair. Dört hafta süren bu deneyimim beni uzun zamandır hayalini kurduğum kendi romanımı yazma denemesine götürür mü şu anda bilmiyorum ama faydalı olduğunu söyleyebilirim. Bu atölyede mahcup samimiyetiyle Emrah Hoca, kendi deneyiminden yola çıkarak roman yazmanın matematiğini öğretti. Hem Emrah Hoca'yla tanıştığım hem de çok iyi vakit geçirdim bu atölyeye iyi ki devam etmişim, diyorum. Ankara'da yaşayan roman sevdalıları için atölye çalışmasının sürdüğünü belirterek konumuza dönmek istiyorum. 

'Herkesin en az iki yüzü vardır' önermesinden yola çıkan Yüzler romanıyla ilgili tahmin edeceğiniz üzere çok da tarafsız bir izlenim yazamayacağım. Novella diyebileceğimiz 109 sayfalık bu kitap, 3 kaybeden erkeğin bir günde yaşadıklarını ele alıyor. Başkahramanımız Arif, 1980 darbesi sürecinde, üniversite yıllarında hapse girip çıkmış, sonrasında ise o dönemin pek çok okumuş, zeki adamı gibi yeni devrin kurallarına kolayca adapte olup, kendisine ait şirketinde hatırı sayılır bir kazançla hayatını sürdüren, bir çocuk babası sıradan bir adam. Ancak bu, Arif'i yakından tanımayanların yapabileceği yüzeysel bir tanımlama ve Arif'in en masum yüzü. Aynı adam, geçmişinden kopamayan, hapishane dostlarıyla görüşmeyi sürdüren, toplum tarafından kabul gören aile hayatının dışında, para karşılığında genç bir kadınla sürdürdüğü çoğu zaman pişmanlık ve çelişkilerle dolu paralel bir hayata daha sahip. Ve bu hayatında tahmin edileceği gibi pek de iyi bir adam değil. 

Arif'in yolu romanın ikinci kahramanı Nazım'la şirkette kesişiyor. İş hayatında dikiş tutturamayan Nazım, Arif'in şirketindeki bir iş için görüşmeye gidiyor ve sadece babasının 80'lerdeki devrimci kişiliği sayesinde işi kapıyor. Nazım'ın haberi yok ama belki de hayatında ilk kez babasından bir fayda görmüş oluyor. Bence roman kahramanları arasında en masum olan ve en kötü sona karşılaşan karakter Nazım. 

Romanın bence en kötü kalpli ve en çok kaybeden karakteri ise Orhan. Arif'in hapishaneden arkadaşı. 80 Darbesinden en büyük zararı gören kesimden geliyor. Zira, eğitimi ve vasfı yok. Bu yüzden yeni devrin ve hatta her devrin kaybedeni olmaya mahkum. Kitap, bu üç kafadarın, Orhan'ın o gün kovulduğu restoranda buluşup yemek yediği geceyi anlatıyor. Tek bir günde geçen tempolu romanda, kimi yerlerde 30 sene öncesine kadar geri dönüşler var. Birden hatta ikiden fazla yüzleri olan bu anti-kahramanlar, Ankara'nın kasvetinde hem kötü talihlerine hem de katı ruhlarına kadeh tokuşturuyor. 



Ankara'nın hem bugününün hem de 30 sene öncesinin atmosferinde geçen hikaye, o kadar akıcı bir dille yazılmış ki kitabı elinize alıyorsunuz ve hiç sıkılmadan son sayfasına geliveriyorsunuz. Romanda, erkek karakterlerin hikayesi işlendiğinden çok gerçekçi bir biçimde resmedilmiş. Özellikle Arif'i gözünüzde ete kemiğe büründürebiliyorsunuz. Figüran kadın karakter ise kelimenin tam anlamıyla konu mankeni. Kitapta, okuyucusunun zekasını aşağılayan didaktik tek bir cümle, mesaj kaygısıyla yerleştirilmiş tek bir ifade ya da kurgu oyunu yok. İyi resmedilmiş, sert bir erkek hikayesi var. Samimi bir yazarın  bu samimi romanını okuyun, pişman olmazsınız. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder