Franz Kafka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Franz Kafka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2011 Pazartesi

Milena'ya Mektuplar - Franz Kafka



Franz Kafka, varlığımı anlamlandırma çabalarıma ortaklık eden, hayattaki kasveti en iyi tanımlayan ve hatta sevdiren çok özel birkaç yazardan biri. Herkes roman okurken kendini roman kahramanlarından birinin yerine koyar ya, ben bazen kendimi yazarın yerine koyarım. Onun ruh halini, anlatmak istediklerini, hayatla ve kendisiyle kavgasını, rüyalarını, korkularını onun gözünden anlamaya çalışırım. Bu çok nadiren olur ve şahane bir duygudur. Bunu hissettiğim birkaç yazar da tanıdığım pek çok insandan daha yakındır bana. Kafka da bu gizli dostlarımdan biri. Kafka "Ne yazsa okurum, alışveriş listesi bile" dediklerimden. Ancak bu yazıya konu olan kitabı uzun zamandır kütüphanemin bir köşesinde durmasına rağmen bir türlü elime alamıyordum. Belki özel hayatın mahremiyetine ilişkin sorgulamalarımdan ötürü, belki de okuduklarım nedeniyle yazarla arama mesafe koyma ihtimalden duyduğum korku. Sonuçta bu bir roman ya da deneme ya da ona benzer birşey değil. Kafka'nın bir dönem aşık olduğu kadına yazdığı mektuplar.
Ancak geçen hafta bu korkularımı yendim ve kitabı Kafka'nın da bayıldığı bir atmosferde kasvetli, yağmurlu, karanlık, depresif ve güneşin yüzünü hiç göstermediği birkaç Antwerpen gününde bitirdim. Kitabın konusu arka kapakta da özetlendiği üzere, Kafka'nın Prag'da bir arkadaş ortamında tanıştığı ve sonra da öykülerini Almanca'dan Çekçe'ye çevirmesini istediği gazeteci Milena Jesenská ile 5 yıl süren ve ümitsiz bir mektup aşkına dönüşen ilişkisi. Biz bu ilişkiyi Kafka'nın Milena'ya bu süreç içinde yazdığı mektuplardan takip ediyoruz. Kitap sadece Kafka'nın Milena'ya yazdığı mektupları içerdiğinden Milena'nın Kafka'ya verdiği karşılıklar hayal gücümüze bırakılmış. 



Kitap Kafka'nın bazıları roman kıvanımda yazılmış mektuplarından oluşuyor ve romanlarına nazaran çok daha kolay okunuyor. Ve romanları kadar akıcı. Milena'ya Mektuplar, okumaya değer çünkü ilk olarak sadece 3 kez yüzyüze görüşen iki kişinin nasıl olup da birbirlerine bu denli aşık olabileceklerini göstermesi açısından çok güzel. İkincisi, 41 yaşında veremden ölen Kafka'nın hayatının son birkaç yılında neler yaşadığını ve ruh halini göstermesi açısından çok güzel. Kafka'nın Milena'dan çok tahmin edilebileceği gibi kendini yiyip bitirmesine neden olan aşk duygusuna ve onun imkansızlığına aşık olduğunu göstermesi açısından güzel. Gizemli yazarın romanlarında çokça tanık olduğumuz ümitsizliğini, takıntılarını, çoğunu kendi kendine yarattığı çaresizliklerini, tıkanışlarını,dünyaya yabancılığını, hayatı boyunca çalıştığı ve nefret ettiği sigorta şirketinde yaşadıkları, odasının penceresinden gördükleri, depresif hallerini, kırık küçük umutlarını, kendiyle mücadelesini, ölümcül hastalığına bakış açısını, döneminin yazar çizerleri hakkındaki düşüncelerini, kadınlarla olan sorunlu ilişkilerini, kendisini sosyalleşmeye zorlayan; insanlarla ilişki kurma konusundaki beceriksizliğini ortaya koyan durumlara duyduğu nefreti, asosyalliğini, bencilliğini, kibarlığını, kendine olan güvensizliğini, kıskançlıklarını, küçük bir sinek hakkında düşündüklerini, aşık olunca çevirebileceği entirikaları, bir kadının tek bir sözüyle dünyanın en mutlu insanı olabilme saflığını, bir kadınla normal bir ilişki yaşayamayacağına ilişkin farkındalığını ve onu müthiş bir yazar yapan depresif, anlamsız garip, saçma hatta saçma sapan şahane takıntılarını ve kendi kendini mahkum ettiği güzelim (çekilmez) yalnızlığını göstermesi açısından okumaya değer. 

Son söz olarak, Mileya'ya Mektuplar'ı, Kafka'yı gerçekten çok seviyorsanız ve romanları yetmedi bir de mektuplarından onu daha iyi tanımak istiyorum ve ona müthiş romanlar yazdıran sefil hayatının ayrıntılarını bilmek istiyorum diyorsanız mutlaka okuyun. 

6 Ekim 2010 Çarşamba

Dava - Franz Kafka


Edebiyata olan ilgimin ve romanlara olan tutkumun en önemli sebeplerinden biri de Doğu Avrupa edebiyatıdır. Ortaokul yıllarından beri takip ettiğim başta Dostoyevski olmak üzere Doğu Avrupalı ve Rus romancılar, edebiyatı sevmeme yardım etmenin yanı sıra kişiliğimin oluşumunda da büyük bir katkı sağladı.  

Franz Kafka'nın "Dava" romanı Doğu Avrupa romanının en güzel örneklerinden biri. Türkiye'den alışık olduğumuz absürd bürokratik süreçlerin en güzel örneğinin verildiği romanda, bir sabah hiç açıklanmayan sebeplerden ötürü tutuklanan Joseph K’nın hayret verici bir yargı süreciyle mücadelesinin kasvetli hikâyesi anlatılır. 
Yıllar önce okuduğum bu şahane romanının çizgi roman biçiminde yeniden yaratılmış  biçimini dün okudum ve bayıldım. Dünya klasiklerinin çizgi roman biçiminde yeniden okuyucuyla buluşması beni çok heyecanlandırdı. Bu müthiş romanı işinin ehli bir çizerin kaleminden yeniden okumak hem çizgi roman özlemimi giderdi hem de harika vakit geçirmemi sağladı. En baştan söyleyeyim, bu çizgi romanı okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Bu şahane uyarlama, romanı yeniden okumaya teşvik etmesi bakımından da önemli bir işlevi var. Ayrıca çizgi romanda kahramanımız Joseph K'nın Kafka'nın gerçek görüntüsünden esinlenerek çizilmesi bence çok iyi bir fikir. 
Biraz da "Dava"nın içeriğinden bahsetmek istiyorum. Eserde, bilinmeyen suçlamalar karşısında masumiyetini kanıtlama konusunda giderek umutsuzlaşan Joseph K'nın otoriter bürokrasiyle absürd savaşı anlatılıyor. Bilmediği bir suça karşı kahramanın kendini savunmak için çaldığı kapılar ve yaşadığı ilginç deneyimler etkileyici bir dille anlatılıyor. Eserde ince bir mizah anlayışıyla saçma bürokratik süreçlerle de alay ediliyor.

Kendisi de hukuk fakültesi mezunu olan Kafka, bu romanı hayatı boyunca çalıştığı Prag Sigorta Kurumu’ndaki işinden eve döndükten sonra, geceleri yazdı. Onun köhne profesyonel yaşantısıyla bu başyapıtında inşa ettiği muazzam bürokrasi hayaleti arasında bağlantı da olayın absürdlüğünün yanı sıra gerçekçiliğini de ortaya koyması bakımından büyük önem taşıyor. 

Kafka genellikle karamsar ve karanlık ortamlarda geçen absürd hikayeleri ince bir mizah anlayışıyla aktarır. Çizgi romanda da yazarın romanlarında oluşturduğu karanlık atmosfer başarılı bir biçimde oluşturulmuş. Ancak yazarın anlatım kıvraklığını ve oluşturduğu absürd olay örgüsünü daha iyi görmek için romanlarını okumak şart. Kafka'nın eserlerinin en önemli özelliği neden-sonuç ilişkisine yer verilmemesi ve okuyucunun olayları tam olarak kavrayamaması. Bu eser de bunun güzel bir örneği. 

'Dava’nın çizgi romana uyarlama sürecinde iki önemli usta görev almış. İlki Fransız sanatçı Chantal Montellier, diğeri ise bir Kafka uzmanı David Zane Mairowitz. Chantal Montellier Fransa’nın önde gelen “bande dessinée” sanatçılarından. Yazar David Zane Mairowitz ise aynı zamanda oyun yazarı, radyo yönetmeni ve çevirmen. Çizgi romanın çevirisi ise sinema yazarı ve çevirmen Kutlukhan Kutlu'ya ait. 

Kafka'yla ilgili bir iki önemli bilgi daha vermek isterim. Hristiyan bir toplumda Yahudi, Almanca yazan bir Çek olan ve sigortacılık mesleği yüzünden  yazmaya vakit ayıramamaktan şikayet eden Kafka'nın hayatı da aslında eseri kadar absürd. İşi nedeniyle gece geç saatlere kadar oturup zor şartlarda eserlerini kaleme alan bu önemli şahsiyet, romanlarını yayımlamak amacıyla yazmıyordu. Bu nedenle 40 yaşında tüberkülozdan ölmeden önce Kafka, yakın dostu gazeteci Max Brod’dan kendisi öldükten sonra tüm eserlerini yok etmesini istedi. Ancak dostu Kafka'nın bu son isteğini yerine getirmeyerek, edebiyat severlerin bu şahane yazarla tanışmasını sağladı. Kafka’nın diğer iki romanı 'Şato' ve 'Amerika' da Kafka hayattayken yayımlanmadı.



















NTV Yayınları, Çizgi Roman Dünya Klasikleri serisi, 10 YTL